RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 04-08-2021 01:52   Güncelleme : 19-08-2021 15:12

Dr. Ali Tamer ile Safvân b. Mu’attal (ra) Üzerine Özel Bir Söyleşi

Adıyaman’da meftun olan Safvân b. Mu’attal hakkında birçok çalışmaya imza atan Siret Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Güzergâh platformu kurucusu Dr. Ali Tamer ile Safvân b. Mu’attal’ı (ra) konuştuk. Yapmış olduğu birçok programda Safvân b. Mu’attal’ı anlatan ve onun yaşamını gençlere aşılamaya çalışan Dr. Ali Tamer ile gerçekleştirdiğimiz röportajda merak edilen birçok soru cevap buldu.

Dr. Ali Tamer ile Safvân b. Mu’attal (ra) Üzerine Özel Bir Söyleşi

“Adıyaman’da Sahâbe’nin Ne İşi Var!” Derken Neyi Kastetti?

İlimiz sınırları içerisinde yer alan Samsat ilçemizdeki Safvân b. Mu’attal’ın türbesi, camii inşaatı ve külliye çalışmaları hakkında da sorular sorduğumuz Dr. Ali Tamer, okuyucularımıza önemli mesajlar vererek, topluma ve gençliğe çağrıda bulundu.

Ve işte Dr. Ali Tamer ile yapmış olduğumuz röportajın detayları.

Ali Bey okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

1977 Adıyaman Kahta doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Kahta’da tamamladıktan sonra İstanbul Tıp Fakültesinden 2002 yılında mezun oldum. O tarihten sonra Adıyaman’da farklı kurumlarda hekim, şube müdürlüğü görevlerini yürüttüm. Hali hazırda da yaklaşık 15 yıldır aile hekimi olarak Adıyaman Merkez ilçede görev yapmaktayım. Aynı zamanda Siret Derneği ve Güzergâh platformu marifetiyle de Sahâbe, aile ve sağlık ile alakalı alanlarda toplum yararına faaliyetler sürdürmeye gayret etmekteyiz.

Ali Bey aynı zamanda gazetemizin de köşe yazarlarındansınız. En son yazınızda dikkat çeken bir başlık attınız. Neden böyle bir başlıkla bir yazı kaleme alma gereği duydunuz?

Evet, bu soruların gelmesi için biraz kışkırtıcı bir başlık attığımı itiraf ediyorum. Tabi amacım Adıyaman’da metfun olan Safvân b. Mu’attal’ı (ra) doğru anlamak, anlamlandırmak ve bu çağa bıraktığı mirası hayata aktarma konusunda gündem oluşturmaktı.

Müsaadenizle burada bir soruyu sizlere sormak istiyorum. Bayağı kışkırtıcı bir başlık olsa gerek zira Safvân b. Mu’attal’ı (ra) ve Sahâbe’yi mi eleştiriyorsunuz yoksa günümüz insanında mı farklı yorumlar var. Ne dersiniz bu konuda?

Safvân b. Mu’attal’ı (ra) ve Sahâbe’yi eleştirmek ne haddimize! Onlar (r.anhum) serden, yardan, maldan vazgeçerek başka insanların ebedi mutluluğu için kendilerini feda eden yiğitler. Eleştirmek şöyle dursun, onlar ancak baş tacı edilebilinir. İşte benim kastım da baş tacı edilmesi gereken bu yiğitler neden gerekli ilgiyi, alakayı görmezler? Ona biraz dikkat çekmekti.

Malumunuz Hz. Ömer’in (ra) hilafet döneminde H.19’da Safvân b. Mu’attal (ra), Osman b. Ebil-As es-Sakafî’nin (ra) komutasındaki orduda komutan olarak o gün adı Şimşat yada Sümeysat olan Rum diyarına yani bugünkü adıyla Samsat’a geldi. Neden?

1900 km uzaklıktan çoluğu, çocuğu, eşi, dostu, akrabayı, malı, mülkü bırak Adıyaman’a hayvan sırtında çoğu zamanda yayan bir şekilde gel! Neden? Şimdi bu sorunun cevabını verdiğimiz zaman Sahâbe’nin (r.anhum) Adıyaman’da ne işi olduğunu daha iyi anlayacağız. Ölme pahasına insan neden bu yolculuğu gerçekleştirir, kaldı ki Safvân b. Mu’attal (ra) burada hayatını feda ederek şehit de düşüyor, adeta bu noktaya kilitlenmek gerek.

Sizce neden Ali Bey?

Ben size sorayım ve elbette tüm Adıyaman’a. Ticaret için mi, emekliliği geçirecek sayfiye bir yer için mi, mal-mülk-makam için mi yoksa başka bir şey için mi?

Sahâbe’nin (r.anhum) bu saydıklarınızla ne işi olur ki?

İşte ben de onun için bu ironiyi serdettim. Madem bunca saydığımız ve bugün bizim uğruna ahiretimizi bile feda ederek hırsla, tutkuyla peşinden koşturduğumuz hususlar için gelmedilerse demek ki ulvi bir amaç için buralara geldiler. Başta da ifade ettiğimiz gibi Safvân b. Mu’attal (ra) ve Sahâbe (r.anhum) serden, yardan, maldan vazgeçerek başka insanların ebedi mutluluğu için kendilerini feda ederek buralara daha doğrusu ulaşabildikleri her coğrafyaya gitmişler. Ama asıl mesele hal böyle iken biz neden Onlara (r.anhum) hak ettikleri şekilde muamelede bulunamıyoruz.

Nasıl bir muamele ortaya koyduğumuzu düşünüyorsunuz?

En başta kendi nefsimi katarak söyleyeyim, ne bürokrasi ne sivil toplum kuruluşları ne de halk nezdinde hak ettikleri değeri görmüyorlar. Tamam, saygı ve edebe gelince eleştirilecek bir durum yok ama onlar (r.anhum) bizden saygıdan önce bize bıraktıkları mirasa sahip çıkmamızı bekliyorlar. Bunu yapabiliyor muyuz?

Safvân b. Mu’attal’a sahip çıkmıyor muyuz sizce?

Yorum yapmadan verileri sizinle paylaşayım. Bakın Sahâbe Külliyesinde 8 yılı aşkın bir süredir bitmeyen bir inşaat sürüyor hali hazırda. Böyle bir şey olabilir mi sizce. Hakkını teslim edelim Sayın Valimiz Mahmut Çuhadar beyin şahsında gözle görülür bir ilerleme var, ama ne yazık ki burası yıllar yılı eksik bırakıldı. Hala İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün resmi internet sayfasında küçücük bir yerde birkaç cümle ile türbeler başlığı altında Safvân b. Mu’attal’dan (ra) bahsediliyor. Hakeza ilgili diğer kurumlarda da durum benzer şekilde. Sivil toplum kuruluşları nezdinde de aynı sıkıntılar mevcut. Herkes kendi kurumunu, hocasını, şeyhini ön plana çıkarırken Resululah’ın (sas) dizinin dibinde yetişmiş, Kur’an’da iffeti tescil edilmiş Safvân b. Mu’attal’ı (ra) gündeme dahi almıyoruz. Halk deseniz zaten Safvân b. Mu’attal’ın (ra) neredeyse varlığından habersiz. Halkımız Safvân b. Mu’attal’ın (ra) şehit düştüğü alanı manevi piknik alanı olarak kullanıyor.

Karamsar bir tablo çizmediniz mi ne dersiniz?

Fotoğrafımız bu ancak karamsar değilim, ümitsiz hiç değilim. Yeter ki farkındalık oluşturalım. Bu millet bürokrasisi, sivil toplum kuruluşları ile topyekûn Safvân b. Mu’attal’a (ra) ve O’nun şahsında Sahâbe’ye (r.anhum) yakışır bir tablo çizecektir. Bundan hiç şüphe duymuyorum. Yeter ki farkına varalım. Ve bu manada başta Sahâbe Külliyesi olmak üzere çok çeşitli argümanlarla Safvân b. Mu’attal’ın (ra) bize bıraktığı mirasın sancağını taşıma şerefiyle yanıp tutuşalım. Unutmayalım ki, Safvân b. Mu’attal’ın (ra) sancağı altında mahşere yürümek istiyorsak O’nun sancağına sahip çıkmak mecburiyetindeyiz.

Ali Bey son olarak neler söylemek istersiniz? Okuyucularımıza nasıl bir mesajınız olur?

Adıyaman’da Resululah’ın (sas) emaneti var! Bu kesin! Öyleyse herkesi ve her kesimi gücü nispetinde o emanete sahip çıkmaya davet ediyorum. Büyük bir nimete sahibiz ama sahip çıkmazsak o nimet “nikmete dönüşür” diye de endişe ediyorum. Şöyle Adıyaman şivesiyle bir cümle kurayım mı müsaadenizle, “ADIYAMAN! SEN SANA YAKIŞANI YAP!”

Ali bey bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz.

Dileriz bu ses ulaşması gereken herkese ve her yere ulaşır. Sağlıcakla kalın.

Röportaj: Ömer Karakuş