RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 14-05-2021 01:34   Güncelleme : 21-05-2021 17:02

Filmlere Konu Olacak Hayat Hikayesi!

Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesinde doğduktan sonra hayatı sürekli olarak mücadelelerle geçen Aslan Palalı’nın hayat hikayesi filmlere konu olacak cinsten. Çocuk yaşta okuma azmiyle mücadele ederken okuldaki öğretmenin kendisini haksız yere dövdükten sonra okuldan atması onun için bir dönüm noktası oldu.

Filmlere Konu Olacak Hayat Hikayesi!

Babasının onu okul okutma istediği hiçbir zaman bitmese bile Aslan Palalı’nın yaşadığı fırtınalı hayat onu ekmek kazanma davasına yitti. Çocuk yaşta iken Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesindeki sinema filmine gelenlere çekirdek satarak geçimini sağlayan Aslan Palalı’nın izlediği Yılmaz Güney filmi onun hayatına çok şeyler kattı.

Filmde Yılmaz Güney için hayatını veren arkadaşının fedakarlığını gören Aslan Palalı, hayata hiçbir zaman küsülmeden mücadele verilmenin ne kadar önemli olduğunu anlayarak her zaman birilerine yardım etti. Ve yapmış olduğu organizasyonlarda eğitim alacak olan çocuklara katkı da bulundu. Belki de okuyamamanın acısını içerisinde yaşayan Aslan Palalı’nın yapmış olduğu organizasyonlar aradan yıllar geçse bile halen konuşuluyor.

Ve işte Aslan Palalı’nın bir o kadar acı ve fırtınalı hayat hikayesi ile ilgili olarak kendisiyle yaptığımız özel röportajın detayları.

Öncelikle sizleri okuyucularımız tanıyabilirler mi?

6 erkek bir kız kardeşten oluşan bir ailenin çocuğum. 1965 yılında Kahramanmaraş ilinin Nurhak ilçesinde dünyaya geldim. 1975 yılında Nurhak Pınarbaşı İlkokulunda eğitim hayatımı tamamladım. Babamın almış olduğu bir karar sonrasında ailece Elbistan ilçesine taşındık. Elbistan’da 1 ay Kümbet mahallesinde kaldıktan sonra ilçenin en büyük mahallesi olan Kızılcaoba mahallesinde çocukluğum geçti. İyi bir aşçı olan Muzaffer Palalı abimle birlikte Gönül lokantasında garson olarak 2,5 lira yevmiye ile çalışma hayatına başlamış oldum. O dönemde mahallemizde bulunan Mükrimin Halil Ortaokuluna başvurmamıza rağmen okul kaydımı yapmamaları bende çok derin bir iz bırakmıştı. Okuma sevgimden dolayı evimize 7 kilometre uzaklıkta olan Gazi Mustafa Kemal Paşa Ortaokuluna giderek eğitim hayatıma devam ettim. Elbistan’ın o zemheri soğuklarında sabahın erken saatlerinde uyanarak yaya olarak okula giderdim. Okuldan sonrada abimle birlikte lokantada çalışırdık.1976 yılında en büyük abim Ali Palalı Almanya’ya, bir diğer abim Muzaffer Palalı ise Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesindeki teyzemlerin yanına yerleşince evin yükü bende kalmıştı. Aileme katkı sunmak için çocuk yaşta olmama rağmen garsonluk yaparak çalışıyordum. O nedenle çocukluğum hep hareketli ve çalışarak geçti. Çocuk yaşta olmama rağmen çocukluğum garsonluk, bulaşıkçılık, boyacılık, el arabası sürerek, eskimo ve elmalı şeker satarak ve sebze halinde kamyonlardan sebze meyve indirerek geçti. O dönemde ülkemizde yaşanan sağ-sol olayları Elbistan’da da cereyan ediyordu. Küçük bir çocuk olmama rağmen ilçemizde yaşanan birçok ölümleri görmem hayatımda derin izler bıraktı. O tarihlerde okula ve işe gitmek çok zordu. Çünkü sokaklarda hep kavgalar vardı. Kavgaların arasından ölümle burun buruna gelerek evimize geliyorduk. İlerleyen zamanlarda siyasi bir yönde duruş sergileyerek 1976 ve 1977 yılları arasında her sabah Malatya Caddesi ve Çiçek Caddesi arasında bulunan Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği’ne gidiyordum. O dönemde sağ-sol kavgaları olduğu için kimi zaman ülkücüler tarafından dayak yediğimiz de oluyordu. Nurhaklı Alevi bir çocuğu olduğum için okul yönetimiyle bile zaman zaman tartışmalarımız oluyordu. O zaman ki okul yönetimiyle yaşadığım sorunlar sonrasında Mükrimin Halil Ortaokuluna geçtim. Bütün yaşadıklarımı gören babam eğitimden geri kalmamam için 1979 yılında önce teyzelerimin yaşadığı Elbistan’a yerleştikten sonra Gölbaşı ilçesinde aşçılık yapan abim Muzaffer Palalı’nın yanına taşınmamız için karar verdi. Böylelikle ailece Gölbaşı’na taşınmış olduk.

Eğitim hayatınız dışında çocuğunuzda unutmadığınız anılarınız var mı?

Okul okuma sevgim dışında birde futbol sevdam vardı. O dönemlerde Kızılcaoba Spor’da başlayan topraklı ve çamur sahalardaki futbol sevgim daha sonraları farklı takımlarda devam etti. O tarihlerde Demirspor’da ve Ufukspor’da forvet oynadım. Daha sonra babamın almış olduğu bir kararla Nurhak ilçemize tekrardan döndük. Ancak o tarihlerde ülkemizi yasa boğan Maraş olayları yaşanmaktaydı. Bu kirli olayların yaşandığı o günlerde annemin ikiz kardeşi olan Fadime teyzemizi kaybetmiştik. O günün hüznünü hiç unutmam. O acıyı yaşarken yağmurlu soğuk bir günde 12 Eylül Darbesi yaşanmıştı. Darbenin olduğu dönemde yaşıtlarıma göre daha uzun, yapılı bir genç olarak darbeyi savunan öğretmenlerimle mücadele etmiştim. Elbistan şehir merkezinde bakımlı ve güzel giyinmemi takıntı yapan bir öğretmenin benimle uğraşmak istemesi de hiç unutmadığım acı bir anı olarak hep aklımda kalmaktadır. Ancak bu gibi öğretmenlerle o tarihte hep mücadelem oldu. Daha ortaokul sıralarındayken saçlarımın uzun olduğunu söyleyen Türkçe öğretmeni 4 öğretmenle birlikte beni öldüresiye dövmüştü. Öğretmenlerden yediğim dayak yetmiyormuş gibi birde okul yönetimi “saçlarım uzun” diye beni ortaokuldan kovdu. Yaşadığım bu talihsiz olay sonrasında ortaokulu yarıda bırakmak zorunda kalmıştım. 1980 yılında babamın ve annemin aldığı kararla Nurhak’taki evimizi, hayvanlarımızı ve kavak bahçemizi geride bırakarak bir daha geri dönmemek üzere Elbistan’a yerleşmiştik. Babam bir daha geri dönmeyecekleri, hiç adres değiştirmeyecekleri ve yaşamlarını orada son bulacakları Elbistan’a yeniden taşınarak bu kez Nurhak’lıların ve akrabalarımızın yoğun olarak yaşadığı Gariplik mahallesine yerleşmişti. Yaşamış olduğum bu acı olayları hiçbir zaman unutmam mümkün değil.

Çok acı dolu bir hayata sahipsiniz. Peki aileniz Elbistan’a yerleştikten sonra hayatınız nasıl devam etti?

Ailem Elbistan’a yerleştikten sonra bende çalışmak ve ayaklarımın üzerinde durmak zorundaydım. 1 yıl gibi bir süre Malatya Caddesi üzerinden yer alan Şahin Otel altındaki Şahin restoranda çalıştım. O tarihlerde Malatya Caddesi’nde aşçı olan Muzaffer Palalı abimin isteği üzerine kendi işyerimiz olan Buhara Lokantasını açtık. Bu işletmede amcamla, teyzemin oğlu Halil’le, kardeşim Cengiz’le ve dağımın oğlu ile birlikte çalıştık. Aradan geçen zamandan sonra 1984 yılında gittiğim askerden 24 Nisan 1986 yılında terhis oldum. 1986 yılının yaz mevsiminde Huzur Lokantasında çalıştıktan sonra Adıyaman ve Şanlıurfa sınırları arasında yapım inşaatı başlatılan Atatürk Barajı’nda işe başladım. 1 Ekim 1986 yılında DSİ bünyesinde devam Atatürk Barajı inşaatında çalıştığım tarihte Adıyaman’da yaşamımı sürdürüyordum. Atatürk Barajı inşaatında 3 yıl çalıştıktan sonra 1989 yılında eşimle evlenerek Adıyaman’a yerleşmiş oldum. Anestezi teknikeri olan eşim o yıllarda Ankara’da çalışıyordu. Evlilikten sonra eşimin tayinini Adıyaman’a aldık. Ve bu şekilde Adıyaman’da yaşam hayatımız başlamış oldu. 80’li yıllardan bu yana eşimle birlikte yerleştiğimiz Adıyaman’da yaşamaktan dolayı çok mutluyum. Adıyaman’da yaşadığım için kendimi çok şanslı ve huzurlu hissediyorum. Benim için doğduğum yer kadar doyduğum yerde çok değerli, kutsal ve çok önemlidir. 

Çiçekçilik ve organizatörlük alanına adım atmanız nasıl gerçekleşti?

1991 yılında DSİ tarafından yapımı devam eden Atatürk Barajı inşaatından yurt dışına gitmek üzere ayrılmıştım. Bir arkadaşıma geçmiş olsun ziyaretinde bulunmak üzere eşimle birlikte bir çiçek almak istemiştik. Hiç unutmam o gün günlerden bir pazar günüydü. Eşimle birlikte yağmurlu bir günde şehir merkezinde saatlerce aramamıza rağmen bir çiçekçiyi bulamamıştık. Ve bize verilen bir adres tarifine göre Atatürk Bulvarı üzerinde Otel Bozdoğan yanında bulunan bir çiçek serasına kadar yürümek zorunda kalmıştık. Oraya vardığımızda ıslanmıştık ve çok sinirlenmiştik. Ali Turan isminde birinin orada bir serası vardı. Çok büyük bir çiçek serası olmasına rağmen şehir merkezinde bir çiçek bulamamak beni çok üzmüştü. Ali Turan’a sinirli bir şekilde ve sitemde bulunarak, “Şehir merkezinde bir şubeniz olmadığı için buraya kadar gelmek zorunda kaldık. Şehir merkezinde neden bir şubeniz yoktur” demiştim. O günkü yaşamış olduğum olay sonrasında Adıyaman halkına şehir merkezinde hizmet vermesi gereken bir çiçekçinin olması gerektiğini düşünmüştüm. Bir anda Adıyaman’da çiçek bulamadığım için çiçekçilik mesleğine adım atma kararını verdim. İşyerimin açılışını 1991 yılında yaparak sadece çiçekçilikte değil de “Bahtım Çiçekçilik, Kasetçilik ve Japon Pazarı” ismiyle halkımıza hizmet verdim. İlk işyerim Hastane Caddesi’nde ara sokaktaydı. Küçük ama sevimli, bol çeşitli kasetlerle, hediyelik eşyalarla, oyuncak müzik aletleriyle, elektronik ev aletleriyle ve çiçekçilik sektörüyle halkımıza hizmet verdik. 1994 yılında uluslararası çiçekçilik kuruluşu olan ve dünyada 6 bin şubesi bulunan İnterflora üyeliği ile dünyanın her yerine çiçek gönderebiliyorduk. Halkımıza vermiş olduğumuz hizmetlerden dolayı Adıyaman halkı işyerimize sahip çıktı. Bütün Adıyaman halkına işyerimize gösterdikleri ilgiden dolayı çok teşekkür ediyorum. Ve halkımızın işyerimize gösterdiği ilgiden dolayı işyerimizi her geçen gün büyüttük. Yanımda birçok insanı istihdam ettim. Daha sonra personel sayımı 12’ye çıkardım. O tarihlerde gerçekten Adıyaman’da ilklere imza attık. Ayrıca kendi işimizin yanında sosyal etkinlilerde yaptık. Bu dönemde aynı zamanda Hacı Bektaşı Veli Kültür Vakfı ve CHP içerisinde görevler aldım. Artık bilinen bir yer ve marka olan “Bahtım” kültürel ve sosyal etkinliklere imzalar atmaya başlamıştı. Konser, tiyatro gibi organizasyonlarda “Bahtım” artık bir numaraydı. Düzenlediğimiz bu programların sunuculuğunu yaparak, etkinliklere katılan insanları coşturuyordum. Adıyaman halkının tam güvenini alarak her yaptığımız etkinlikten yüzümüzün akıyla çıkıyorduk. Adıyaman halkını onlarca sanatçı ile buluşturduk, bu anlamda da çok mutluyum.

Adıyaman’la birlikte her yerde bilinen “Bahtım” adındaki firmanızın isminin hikayesi nedir?

1971 yılında ilk defa sinemayı Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesinde görmüştüm. O tarihte Nurhak’ta elektrik olmadığı için jeneratörle elektrik ihtiyacı karşılanırdı. O dönemde elektriği olmayan ilçede Yeşilçam filmlerinin gösterildiği sinema vardı. Aynı zamanda sinema evimizin yanındaydı. İzlemiş olduğum ilk sinema filminden çok etkilenmiştim. Sinemayı ilçemize kazandıran rahmetli Rıza Tekin’di. Abimle birlikte orada çekirdek satardık. Sinemada film izledikten sonra oranın temizliğini yapardık. Abim film afişlerini boynuna taktıktan sonra bağırarak yayınlanacak olan filmin adını, oyuncularını ve filmin hangi saatte yayınlanacağını söylerdi. İzlemiş olduğum ilk sinema filmi Yılmaz Güney’in sinema filmiydi. Kudret Karadağ yardımcı karakter oyuncuydu. Filmde rol icabı Yılmaz Güney için canını veren ikinci yardımcı karakter ilgimi çok çekmişti. O karakter oyuncusunun filmde ismi Bahtiyar’dı. Yılmaz Güney için canını veren o Bahtiyar bende çok derin izler bırakmıştı. İlerleyen tarihlerde doğan iki kardeşim için Bahtiyar ismini anneme ve babama önermeme rağmen o ismi çocuklarının adına vermemişlerdi. Bu kardeşlerimin biri Fransa’da diğeri ise Edremit’te yaşıyor. Kardeşlerimin ismi Bahtiyar olmayınca “Gün gelecek bir gün oğlum olursa ismi “Bahtiyar” olacak” demiştim. İlk çocuğum kız çocuğu olmuştu. Aradan geçen zamanda kız çocuğum büyüyünce bir erkek kardeşinin olmadığı için çok üzüldüğünü eşime ve bana söylemişti. Kızımın bu üzüntüsü eşimi ve beni çok etkilemişti. Gün geldi bir oğlum oldu. Ve oğlumun adına “Bahtiyar” ismini verdim. Oğlum inşaat mühendisliğinin son sınıfını okuyor. Bahtiyar’dan bahtını, Nurhak’ın da nurunu aldım. Kızımın ismi Bahtınur’dur. Kızım iki üniversite bitirdi. Kendisi iş güvenliği uzmanı, su ürünleri mühendisi ve radyoloji teknikeridir. Aynı zamanda kızım evli olduğu gibi bir torunum var. Bahtım ismi bu şekilde oluştu. Bahtım ismi kızımın adı olan Bahtınur’dan ve Yılmaz Güney’in filmindeki bir karakter oyuncunun isminin Bahtiyar olmasından oluştu. “Kurduğum işim bahtım, talihim olsun” diyerek bu ismi işyerime vermiş oldum. Çocukken lokantada çalışmış, restoran işletmiş bir babanın oğluyum. Bahtım kasetçilik ve çiçekçilik adındaki işyerimi 1991 yılında açtım. 2017 yılının sonunda bu işyerimi devretme kararı aldım. Bu kararımın sebebi siyasete girmemden kaynaklıdır.

Adıyaman halkıyla buluşturduğunuz sanatçılar kimlerdi?

Nejat Uygur’u rahmetle anıyorum. Nejat Uygur ve çocukları, Uğur Yücel, Kardeş Türküler, Onur Akın, Ferhat Tunç, Sabahat Akkiraz, Erdal Erzincan, Grup Çığ, Mustafa Özarslan, Grup Kızılırmak, Kazım Koyuncu, Hozan Beşir, Aynur Haşhaş, Engin Nurşani, Musa Eroğlu, Arif Sağ, Emrah Mahsuni, Dertli Divani, Ali Ekber Eren, Gülcihan Koç, Kıvırcık Ali, Canan Başkaya, Ulaş Urum Özdemir, Seza Kırgız, Aynur Doğan, Haluk Levent, Nurettin Rençber, Zeynep Karababa, Kava, Koma Agire Jiyan ve birçok ismini sayamadığım sanatçıyı Adıyaman halkıyla buluşturduk. Aynı zamanda birçok tiyatro sanatçısını Adıyaman’a davet ederek sevenleriyle buluşmalarını sağladık. Yapmış olduğum organizasyonlar arasında hiç unutamadığım bir organizasyon var.  Öncülük ettiğim o organizasyonda Adıyaman ilimize iki okulu kazandırmıştık. Organizasyonun sunuculuğunu yaptığım o gün dönemin Adıyaman Valisi Sayın İbrahim Halil Daşöz; “Bu okulun ilk harcını burada yaşayan ama buralı olmayan, lakin bu okulların temelinin atılmasında en büyük katkıyı sunan Aslan Palalı atmalıdır. Bu harcı benden önce o buraya dökmeyi hak etmiştir. Aslan Palalı’yı buraya davet ediyorum” demişti. O anı hayatım boyunca hiç unutamam. Atmış olduğumuz temel harcı sonrasında tertip komitesi içerisinde yer aldığım “48 Bin Dev Öğrenci Kampanyası” kapsamında Adıyaman Atatürk Stadyumda Kıraç, Tolga Çandar, Nurettin Rençber konser vermişti. Bu gibi organizasyonlarda görev aldığım için çok mutluyum. Şuan da ismini sayamadığım ve hatırlayamadığım daha bir çok birçok sanatçıyı Adıyaman halkıyla buluşturdum. Aynı zamanda konser etkinliklerinin yanında tiyatro sanatçılarını da Adıyaman’a davet ederek sevenleriyle buluşturduğum için çok mutluyum. Bahtım Çiçekçilik olarak yapmış olduğum organizasyonlar sanatsal anlamda Adıyaman’a çok şeyler kattı. Sanatsal ve kültürel etkinliklerden kazandığım bir kuruşu dahi cebime atmadım. Organizasyonlardan elde ettiğim gelirleri eğitime, derneklere ve yardım kuruluşlarına bağışladım. Ve bu şekilde “Bahtım Çiçekçilik” bir dünya markası oldu.

Röportaj: Ömer Karakuş

Röportaj devam edecek