RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 23-09-2021 10:56   Güncelleme : 10-10-2021 01:21

Filmlere Konu Olacak Hayat Hikayesi!-2

Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesinde doğduktan sonra hayatı sürekli olarak mücadelelerle geçen Aslan Palalı’nın hayat hikayesi filmlere konu olacak cinsten. Çocuk yaşta okuma azmiyle mücadele ederken okuldaki öğretmenin kendisini haksız yere dövdükten sonra okuldan atması onun için bir dönüm noktası oldu.

Filmlere Konu Olacak Hayat Hikayesi!-2

Babasının onu okul okutma istediği hiçbir zaman bitmese bile Aslan Palalı’nın yaşadığı fırtınalı hayat onu ekmek kazanma davasına yitti. Çocuk yaşta iken Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesindeki sinema filmine gelenlere çekirdek satarak geçimini sağlayan Aslan Palalı’nın izlediği Yılmaz Güney filmi onun hayatına çok şeyler kattı.

Filmde Yılmaz Güney için hayatını veren arkadaşının fedakarlığını gören Aslan Palalı, hayata hiçbir zaman küsülmeden mücadele verilmenin ne kadar önemli olduğunu anlayarak her zaman birilerine yardım etti. Ve yapmış olduğu organizasyonlarda eğitim alacak olan çocuklara katkı da bulundu. Belki de okuyamamanın acısını içerisinde yaşayan Aslan Palalı’nın yapmış olduğu organizasyonlar aradan yıllar geçse bile halen konuşuluyor.

Ve işte Aslan Palalı’nın bir o kadar acı ve fırtınalı hayat hikayesi ile ilgili olarak kendisiyle yaptığımız özel röportajın ikinci bölümü.

Hayatınızda iz bırakan bir anınızı okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?

Tabii ki; hayat yaşamım içerisinde çok anılarım var. En ilginç anımsa 20 yıl sonra yüzleşeceğim bir anıydı. Küçük bir yazı haline de getirdiğim bu yazımı gün geldi. O şahsın önüne indirdim. “12 Yaşındaki Çocuğun Hayallerini Yıkan Adam” isimli bu anım o dönemin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı olan daha sonrasında CHP Genel Başkanı olan Sayın Deniz Baykal’dır. Bu konuyla alakalı olan anımı okuyucularınızla paylaşmak isterim. Yıl 1977, CHP-MSP hükümeti dönemi. Başta dağların, taşların “Karaoğlan” diye yazıldığı dönem. O dönemde Bülent Ecevit Başbakan ve Deniz Baykal ise Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanıydı. Afşin-Elbistan termik santralinin temel atma ve yapımının başlaması için yaşadığımız şehre gelen Deniz Baykal’ı ilk defa bu kadar yakından görmüştüm. Deniz Baykal o dönemde evimize çok yakın olan, şimdiki çevik kuvvet binası, o zaman Elbistan Kaymakamlığı önü olan ve belediye başkanlığı arasında kalan “Patpatı meydanı” diye bilinen belediye meydanında miting yapıyordu. Miting esnasında ortaokulda okuduğum okulumdan geliyordum. Zaman öğle saatleriydi, koltuğumun altında annemin un torbasından yaptığı işlemeli beyaz çantam ve içinde defterlerim, kitaplarım vardı. Üzerimde kahverengi bir Jarse kumaştan daha sonra sobada ısınırken yanan ve o halde bile kullandığım takım elbisem vardı. Tok ve güçlü konuşan bir ses, kalabalık, meydanın parti bayrakları ve Bülent Ecevit resimleri ile süslenmiş hınca hınç dolu olması beni heyecanlandırdı. Oldu, bitti girişken yapımla kalabalığı yararak, aralardan sızarak nihayet en öne kadar gelmiş ve konuşmacıyı yakından izleme isteğime kavuşmuştum. Beni yukarıda locada konuşurken fark eden Deniz Baykal’ın ilgisini çekmeyi başarmışım ki; “Şu kalabalığı yırtıp öne gelen kahverengi takımlı öğrenci çocuğu bana getirin” diye seslendi. Herkes birbirine bakıyor, çocuk arıyordu. Deniz Baykal, “Hemen şu öndeki çocuk işte” diyerek eliyle beni işaret edip gözlerime bakıyordu, iki parti kolluk görevlisi ve 1 polis memuru beni alıp konuşma yapılan locaya getirdi. Baykal, orada bana, “Senin gelişini izledim. Maşallah kalabalığı geçerek öne kadar geldin. Seni öne iten sebep neydi? Çocuk adın nedir?” deyince, “Adım Aslan Palalı’dır. Sizin güçlü sesiniz ve coşkunuz benim önlerden sizleri izlememe sebep oldu, efendim” dedim. Böyle deyince Baykal bana, “Mikrofona konuş, ne söylemek istersin” dedi. Bende Deniz Baykal’a, “Ben sizi çok beğeniyorum. Sizi Karaoğlan Ecevit’ten sonra umut olarak görüyorum. Başarılı olacağınızı düşünüyor ve sizi gelecekte CHP genel başkanı olarak görüyorum” dedim. Halka hitap şeklinde yapmış olduğum bu konuşmam sonrasında çok büyük bir alkış tufanı kopmuştu. Daha sonrasında Deniz Baykal, bana derslerimi sordu ve beni öptü. Ve bana, “Hadi bakalım, bende sana hayatında başarılar diliyorum, delikanlı” demişti.

Peki o günden sonra Deniz Baykal’ı hiç yakından görerek bu anınızı hiç kendisiyle paylaştınız mı?

Gün geldi, sayın Deniz Baykal CHP genel başkanı oldu. Daha sonra bir ara CHP’de yavaş yavaş çatlak sesler geliyor, hem CHP içinde hem de ülkede o dönem Şişli Belediye Başkanı olan Mustafa Sarıgül rüzgarı esiyordu. 2002 yılında bizimde katılım yaptığımız CHP kurultayında Mustafa Sarıgül aday olmuş, olaylı ve kavgalı geçen kurultayda Deniz Baykal yeniden CHP’nin genel başkanı seçilmişti. Ve ilk genel seçimde partimiz beklenenin çok altında oy alarak yenilgiye uğramıştı. O seçimde AKP hükümetini kurmuştu. 2004 yılında CHP Adıyaman il eğitim sekreteri olarak görev yapmaktaydım. O dönemde Mercan TV kanalında sabah saatlerinde yayınlanan Celil Kocataş’ın sunduğu Adıyaman’da Gündem programına konuk olmuştum. Programda Celil Kocataş’ın bana CHP’nin seçimlerde neden başarısız olduğu ve bunun altında yatan sebebi sorduğunda; “Sayın genel başkanımız eğer bu dönem çok popüler olan Sayın Mustafa Sarıgül’ü destekleseydi, elinden tutarak kurultay salonuna girerek; “Alın size genç ve dinamik umut vaat eden bir yoldaşımız” deseydi. Hükümet olan AKP %42 oy alıp, hükümet olamazdı. İşte o zaman Deniz Baykal, cumhurbaşkanı olurdu. Mustafa Sarıgül’de başbakan olurdu. Burada en büyük yanlış koltuğu bir türlü bırakmak istemeyen sayın genel başkanımız Deniz Baykal’dır” demiştim. Bu açıklamamdan sonra Celil Kocataş bana, “Sayın Palalı bu çok riskli bir cevap. Ve çok tehlikeli bu sözleriniz sizi mevcut görevinizden edebilir” dediğinde, “Sorduğunuz soruya bu cevap benim cevabımsa, eğer benim bu sözlerim parti genel merkezi içinde bir değişikliğe neden olacaksa varsın bende yönetici olmayayım, yeter ki bir değişim olsun” demiştim.  O dönemde parti yönetimi içinden bir arkadaşımız bu görüntüleri ve program içindeki konuşulanları partimizin genel merkezine ulaştırmış. Partinin miting sunucusu olarak ta bazen bana görev veren o dönemki Genel Sekreterimiz Sayın Önder Sav beni arayarak, sayın genel başkanımızın beni genel merkeze gelmemi istediğini bildirmişti. Bende o gece yola çıkarak sabah saatlerinde Ankara’da oldum. Genel başkanımız sayın Deniz Baykal saat 11:00’da beni makamına kabul ederek, “Bana neden bunları söyledin” diyerek bana kızdı. Bende odasından çıkmadan önce Elbistan’da kendisi ile yaşadığım o anımı hazırladığım, makale halinde yazdığım “12 Yaşındaki Çocuğun Hayallerini Yıkan Adam” yazımı önüne indirerek, “Efendim ben size bir savunma yapmayacağım. Lütfen bunu okuyun, sonra bana istediğinizi söyleyin” dedim. Yazımı okurken şaşkınlığı yüzüne yansıyan sayın Deniz Baykal yazımı okuduktan sonra ayağa kalkıp, “Hatırladım bu anıyı. Şimdi o çocuk sen misin? Adıyaman ne alaka, sen orada mı yaşıyorsun?” diye sormuştu. Bende Deniz Baykal’a, “O çocuk aynen benim. Sayın genel başkanım siz o Elbistan’daki çocuğun hayallerini yok ettiniz. Ne yazık ki; şimdi ne karar alırsanız alın. Ne ceza verirseniz verin. Ben diyeceğimi dedim. Benim hakkımda vereceğiniz kararı saygı ile karşılarım, efendim” demiştim. Deniz Baykal’da bana, “Senin bu yaptığın genel başkana muhalefetten partiden ihracını gerektiriyor. Ama ben seni ihraç etmiyorum. Lakin bulunduğun görevden alıyorum. Şimdi güle güle git” diyerek bana kapıyı göstermişti. Ankara’dan dönüşümüzde il başkanımız Mahmut Yılmaz’ın yönetiminde olan bütün il ve ilçe örgütü olarak Mustafa Sarıgül’ün Besni toplantısına katıldığımız gerekçesi ile görevden alınmıştık. 2007 yılındaki genel seçimlerde milletvekili adayımız olan Diş Hekimi Şevket Köse’nin Adıyaman’da Sakarya Caddesi’nde mitingi vardı. Miting öncesinde Onur Akın sahne almıştı. Konser sonrasında Deniz Baykal konuşma yapacaktı. O anda sahnede ben sunum yapıyordum. Sayın genel başkanımız Deniz Baykal’ı anons ederek konuşmasını yapmak üzere takdim ettiğimde şaşkın halde gözlerimin içine baktıktan sonra, “Çok güzel sunum yapıyorsun, seni kutlarım. Sen hala burada mısın? Çok muhteşem bir şekilde sunum yapıyorsun” demişti. Bu sözünden sonra bende Deniz Baykal’a, “Sayın genel başkanım ben bu partiye sevdalıyım. Kapıdan kovsanız bacadan girerim, rahat olun. Yeter ki; siz iktidar olmak için bize umut olun, umut verin, biz çalışmaya hazırız, saygılar efendim” demiştim. Daha sonra birçok kez sayın Deniz Baykal ile birlikte sohbetler gerçekleştirdik. Mehmet Sevigen ile birlikte bana daimi ve maaşlı miting sunuculuğu teklif etti. Lakin ben bu teklifi kabul etmedim. Sayın Deniz Baykal’a, “Bir gün sizden bir ilçeyi yönetmek için görev talep edeceğim” demiştim. Ama kendisi görevde kalamadı, bende bu isteğimi yapamadım.

İşyeri işletmeciliği dışında hangi sivil toplum örgütleri ve siyasi parti içerisinde görev aldınız?

İlk defa 1989 yılında Adıyaman’da oyumu kullandım. Ben her zaman oyumu CHP’ye verdim. Adıyaman’da iki dönem CHP’de yöneticilik yaptım. Bir vakfın 17 yıl yöneticiliğini yaptım. Atatürkçü Düşünce Derneği Adıyaman Şubesi’nin başkanı olarak görevimi sürdürmekteyim. Aynı zamanda Adıyaman’da İl Genel Meclis üyeliğim için bir başvurum oldu. Ancak o dönem bir haksızlığa maruz kalmıştım. O dönemki partimin yerel yöneticilerine sitemde bulunuyorum. Nurhak doğumlu olduğum için İl Genel Meclisi üyeliği için bana adaylık vermediler. CHP’nin birçok mitinglerinde uzun yıllar sunuculuk yaptım. Deniz Baykal’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Muharrem İnce’nin Adıyaman mitinglerinin sunuculuğunu yaptım. Meydanlarda partimin sunuculuğunu yaptığım gibi her şekilde partimin sesiydim. Gördüğüm bazı manzaralar karşısında Adıyaman’dan değil de, Nurhak’tan başvurumu yaptım. Nurhak’ta da bir evim var. İki evliyim ama bir eşliyim. İki evim, yaşamım var. Ama tek eşim var. 2014 yılında yerel seçimlerde Nurhak’tan aday adayı oldum. Aday adayı olan diğer partilime söz vererek aday gösterilmediğim taktirde partime çalışacağını beyan etmiştim. Aday olan kişi halk tarafından benimsenmediğini anlayınca adaylıktan çekilme kararı almıştı. Bu durum karşısında o dönem CHP’nin Mahalli İdarelerden Sorumlu olan Genel Başkan Yardımcısı olan Adnan Keskin beni arayarak, “Bu görev senindir” demişti. Seçimlere 40 gün kala böyle bir kararı kabul etmeyerek, görevinden istifa eden arkadaşımızla yola devam edilmesi gerektiğini söylemiştim. Gösterdiğim bu davranıştan sonra partimin adayı benim birinci sıra meclis üyesi adayı olmamı söyledi. 2014 yılında kendisine rakip olduğum arkadaşımın listesine girerek, birinci sıra meclis üyesi oldum. Hem belediye başkan vekilliği hem de Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi meclis üyeliği yani il genel meclis üyeliği görevini 5 yıl yürüttüm. 2019 seçimleri öncesinde Nurhak’ta partim ön seçim yapmıştı. O seçimlerde aday adaylığında 4 kişi yarıştık. O yarışta 17 oy farkıyla ikinci oldum. İlçemizde CHP seçimi kazandı. Bu seçimle birlikte siyaseti bırakmış oldum. Artık siyasetin çok fazla içerisinde değilim. Siyasete çok emek verdim.  Maddi ve manevi olarak partime çok emeklerim oldu. 23. dönem milletvekilimiz Şevket Köse’nin danışmalığını yaptım. Salih Fırat’ın milletvekilliğini kazandığı seçimde hem çok çalıştım hem de faktör oldum. Zeynal Bakır’ın belediye başkan adayı olarak girdiği seçimlerde çok çalıştım. Zeynal Aslan’ın belediye başkan adayı olarak girdiği seçimlerde yine çok faktör oldum. Celal Topkan’ın, Şevket Gürsoy’un seçimlerinde yoğun olarak çalışmalarım olmuştu.

Siyasete neden ara verdiniz?

Ticaret hayatım içerisindeyken hiçbir zaman partili olduğumu öne çıkarmadım. Benim için dürüst esnaflık her şeyin önünde gelmiştir. Adıyaman halkına çok minnettarım, müteşekkirim. Ayrım yapmaksızın işimi iyi bir şekilde, hakkını vererek yaptığıma inandım. Bugün ise hem Adıyaman’da hem de Nurhak’ta evim var. Siyasete girdiğim dönemlerde bile sevenlerim Atatürkçü Düşünce Derneği şube başkanlığını bırakmamı istemediler. 2019 seçimleri sonrasında Balıkesir’in Edremit ilçesine yerleşmeyi düşüyordum. Daha sonra ailemle birlikte Adıyaman’da kalma kararını verdik. 2020 yılında sağlık doğal yaşam ürünlerinin satış mağazasını açtım. 2020 yılının Kasım ayında yaşadığım Covid 19 virüsü nedeniyle bu işyerimi devretmek zorunda kaldım. Alerjik astım hastası olduğum için bu hastalık beni çok yordu. Bu hastalığım nedeniyle 4 ay boyunca işyerim kapalı kaldı. Birkaç ay boyunca sesimi kaybettim. Tekrardan sesime kavuştum. Sesimin açılmasıyla birlikte yeniden radyo programıma dönüş yaptım. Siyaset ve STK başkanlığı görevimin yanında aynı zamanda basın mensubu olarak görevimi sürdürmekteyim. Güney Radyo’da 6 yıl boyunca “Aslan Palalı İle Devri Devran” adında program yaptım. Şuanda da aynı programım Radyo Tek’te devam ediyor. Uzun yıllar Adıyaman’da yayın yapan TV kanallarında çeşitli programlarım oldu. Hülya Temel Palancı ile ASU TV kanalında “Umuda Türküler” programımız yıllarca devam etti. Covid 19 hastalığım nedeniyle ses tellerimde sorunlar oluştu. Doktorların yapacakları ameliyatla birlikte 8 ay sesimi kaybedecektim. Zamanımın çoğunu Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini, şiarını ve düşüncelerini yaşatmak, gelecek nesillere anlatmak gibi bir görevim var. Bu görevimi layıkıyla devam ettirmeye çalışıyorum, aynı zamanda Adıyaman Kalkındırma Platformu (AKALP) yürütme kurulu üyesi görevinde yer aldığım gibi Adıyaman Nemrut Dağı Milli Parkı Koruma Platformu Eş Başkanlığı görevini yaptım. Şuanda ise zamanımın büyük bir bölümünü ADD’de geçiriyorum. Dernek çalışmalarımdan artan zamanımı aileme ve torunuma ayırıyorum. Bu arada torun sevgisi anlatılmaz bir duygudur, yaşanır. Allah herkese sağlıklı yaşamayı ve torun sevmeyi nasip etsin. Benim doğduğum yer Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesidir. Yaşadığım yer en çok Elbistan ve Adıyaman’dır. Annem ve babam Elbistan’da rahmetli oldu. Anne ve babam 40 yıl boyunca Elbistan’da yaşamlarını sürdürdü. Ve orada yaşamları son buldu. Ben Adıyaman’a çok şey borçluyum. Yaptığım her işte başarılı olduysam bunu Adıyaman’a ve Adıyamanlı sevgili hemşerilerime borçluyum. Barış’ın ve huzurun başkenti olan Adıyaman’ı çok seviyorum. Bir dönem yaşanan kapı işaretleme olaylarında Adıyaman halkının nasıl tek vücut olduğuna birebir şahidim. Her zaman olduğu gibi o tarihte de Adıyaman halkı huzurun ve barışın başkenti olduğunu ispatlamıştı. Adıyaman halkına her zaman minnettarım ve bu kenti çok seviyorum.

Röportaj: Ömer Karakuş