DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Dr.Ali Tamer
Dr.Ali Tamer
Giriş Tarihi : 05-12-2021 23:56

Evlenmek Akıl Kârı Değil

 

Evlenmek, aile olmak, muhabbetin deminde, vefanın gölgesinde, sadakatin himayesinde bir yuva kurmak ve onu en güzel şekilde son nefese kadar ayakta tutmak fertlerin kendilerine ve topluma kazandıracakları en önemli kazanımdır. Devirler boyu toplumları sapasağlam ayakta tutan da tersi istikamette yıkan etmen de aile kurumu etrafında vuku bulan hadiselerdir.

Hasılı aile olmak fertlerin kaderini belirleyen hayati bir dönemeçtir. Bununla birlikte bahsettiğimiz aile kurumunu inşa ve ihya etmenin kolay bir iş olmadığını da itiraf etmek gerekir. Zorlukları olan hatta ötesinde çekilecek gibi olmayan bir dert, hanımın dırdırını, beyin hovardalığını, çocukların sorumluluklarını almak gibi pek de akıllı insanın yapamayacağı bir eylem olarak da karşımızda durmaktadır. Pek de aklı başında bir insanın cesaret edebileceği bir adım olmadığını hep bir ağızdan itiraf etmek gerekir.

O halde gelin hep birlikte evlenmek, aile olmak kavramları üzerinden can alıcı bir soru soralım.

Aklı başında insan evlenmeli mi yoksa bekarlık sultanlık mıdır?

Asla! Aklı başında insan hele bu devirde asla evlenmemeli, değer mi bunca sıkıntıya diyenlerden misiniz? Sadece maddi külfetini düşünsek 300 binleri bulan evlenme maliyetini yüklenmektense bekar olarak yaşarım diyenlerden misiniz? Bilemiyorum ama dilerseniz hep birlikte bu soruya ve soruna cevap bulalım.

Aile gibi hayati bir kurumu kurmak ve sürdürmek aklın kârı mı, nefsin kârı mı yoksa imanın kârı mı sizlere sormak isterim o halde. Ne dersiniz?

Birincisi, aklın kârı mı?

Düşünün iki farklı fıtrat, kadın ve erkek olarak bir araya geliyor. Farklı çevrelerde yetişmiş, hatta ne kadar benzer iklimlerde yetişirse yetişsin farklılıklar arz eden ortamlarda yetişmiş hakeza fıtrat gereği zaten farklı olan bir kadın ve erkeğin bir araya gelip hayatlarını birleştirmeleri beraberinde çok farklı sıkıntıları da doğurabileceği aşikardır. Bu farklılıklar deli eder insanı yani tabiri caizse. Bir olaya erkek penceresinden bir de kadın penceresinden bakılması hakikatini gözünüzün önüne getirin ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.

Bununla alakalı size trajikomik bir hikaye anlatayım. Bir çift gecenin bir yarısına kadar harala gürele tartışıyorlar. Öyle ki son ana kadar erkek sorunları çözebiliriz iradesini gösterse de hanımı boşanmayı sürekli gündeme getiriyor. Tartışma gecenin ilerleyen saatlerinde öyle bir noktaya geliyor ki başından beri yuvayı kurtarmaya gayret eden adam da pes ediyor ve hanımına, “tamam, madem öyle dediğin gibi olsun boşanalım o zaman” deyiveriyor. O anda hanımı eşine dönüp aynen şu cümleyi kuruyor, ”bak demek ki sen boşanmak istiyorsun, ben biliyordum zaten bu evliliği istemediğini! Şimdi bu bile tek başına olayların kadın ve erkek bakışı açısından ne kadar farklı olabileceğini gösteriyor. Dolaysıyla tek başına yaşamak varken, kimsenin sıkıntısını, nazını çekmemek varken evlenmek akıl kârı olarak gözükmüyor.

İkincisi, nefsin kârı mı?

Bir güzele 40 gün bir güzel huyluya 40 yıl doyulmaz diye Anadolu’da çok güzel bir söz vardır. Bugün gençler yakışıklı, zengin koca ya da güzeller güzeli bir hanım arayıp ölçüyü sadece bu seviyeye indirince yuvalar kurulsa bile belli bir süre sonra beklenti ve istekler önemini yitirince yuvaların devam ettirilemediğine şahit oluyoruz.

Aile yuvasını neden kurduğumuzun temel cevabı ailenin hem kurulabilmesi hem de kurtarılabilmesi açısından hayati öneme sahiptir. Yani aileyi neden inşa ediyoruz, amacımız nedir sorusuna kısa vadeli, menfaatleri celbeden günübirlik cevaplar verilirse o ailenin ayakta tutulması neredeyse imkansızlaşır. Ama uzun vadeli, muhabbeti,vefayı ve özellikle sadakati celbeden cevaplar verilebilinirse aile kurumunun ilelebed payidar olacağı kuvvetle muhtemeldir.

Sevgi nedir? Evlenmeyi düşündüğümüz kişiye ya da evlendiğimiz eşimize karşı hissettiğimiz duygu sevgi midir yoksa şehvet midir? sorusunun cevabı niyetimizi açık eden bir nevi turnusol kağıdı görevi görecektir.

Sevgi fedakarlıktır, vermektir, kendinden vazgeçmektir. Misal, çocuğunuz arabanın önüne atlasa onu kurtarmak için hayatınızı hiçe sayarak hiç düşünmeden siz de atlarsınız. Kaç eş bunu birbiri için yapabilir? Cevabınız menfi mi? Nedeni nedir biliyor musunuz? Sebep orada sevgi yerine sadece cinsel arzu kalıbında daraltmaksızın tüm bileşenleriyle şehvetin varlığıdır. Zira sevginin aksine şehvet almaktır, tüketmektir, kendi namı hesabına göre davranmaktır.

Bir çok ailede görülen sıkıntılardan bir tanesi de hanım yaşlanınca erkeğin de ilgisini ve alakasını azaltmasıdır. Zira beklentiler karşılanamaz olmuştur. Ama şehvet yerine sevgi olsaydı ilişki tükenmeyecek son nefese hatta ötesine de taşınacaktı.

Hatırlayın, TRT'de yayınlanan 'Ömür Dediğin' programında Hatay Hassalı Mustafa Yılık amca, vefat eden eşi Hatice'nin ardından gözyaşları içerisinde, “Hatice’m gideli tam 1918 gün oldu” derken bize neden ve ne üzere evlenmemiz gerektiğini çok derin ifade etmişti.

Üçüncüsü ve hasılı imanın kârı mı?

Asıl aşka yani ilahi aşka gönül veren, haliyle yaratandan ötürü yaratılanı sevmesini bilen insan gerçek manada aileyi kurabilecek, sürdürebilecek yarınlara taşıyabilecek kişidir.

Aişe annemiz naklediyor, Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: “Kul evlendiği zaman muhakkak dîninin yarısını tamamlamış olur, diğer yarısında da Allâh’tan sakınsın.” (Hâkim, el-müstedrek, 2/175; Taberânî, el-mu’cemu’l-evsat, 1/294; Beyhaki, şu’abu’l-îmân, 4/383)

Hz. Peygamber’in (sas) evliliklerine bakın aileyi dinin bir gereği olarak gördüğünü görürsünüz. Hira’dan inerken Resulullah’ın (sas) eve nasıl bir görev yüklediğini hatırlayalım. Vahyin ağırlığını ancak evine, eşine sığınarak hafifletebilmişti.

Demek ki kişi aklının, nefsinin kârı olarak değil imanın kârı olarak evlenir ve evliliğini de bu minval üzere son nefese kadar devam ettirir.

Burada şu soruyu soralım; Evlenmek nasıl imanın kârı ve elbette muhafazası olur?

Birincisi, iffetin muhafazası tahakkuk ettiği içindir.

Beşer fıtratın gereği olan ihtiyaçlar meşru zeminde giderilmezse eğer gayrı meşru zeminlere kayacağı kuvvetle muhtemeldir. Onun için eşler birbirlerini muhafaza etmelidir.

Hanım, dışarıdakilere değil dışarıdan gelen eşine süslenmelidir. Evde pespaye gezip, dışarı çıkınca da bir ton süs ile çıkan hanım hangi ayetin ya da hadisin ışığında bu davranışı yapabilmektedir.

Bey, dışarıdaki hanımlara değil evdeki hanımına tatlı söz ve iltifatları geliştirmelidir. Evdeki hanıma içeri girer girmez yemekte ne var diye aşçı muamelesi yapıp dışarıda namahrem olan hanımlara da centilmenlik seromonileri sunan bir koca hangi ayetin ya da hadisin ışığında bu davranışı yapabilmektedir.

Resulullah (sas) bizim için en güzel örnek değil mi! O eşine Hümeyram diye hitap eden, eşine yardım eden, eşini kıskanıp koruyan bir eşti. Keza annelerimiz de sadece Efendimiz’e karşı hanım hanımcık konuşup namahremlerine vakarla karşılık veren eşlerdi. Ahzap suresindeki şu ayetler bize bunu söylemez mi!

“Ey Peygamber'in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin." [Ahzap, 32]

“...Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir…”[Ahzap, 53]

Ama biz bu çağda bu perdelerin çok yırtıldığına şahit oluyoruz. Mahrem ve namahrem sınırları biz değil Allah çiziyor bize düşen de ona uymaktır. Namahremi mahrem, mahremi de namahrem kılmak bizim yetkimiz de değildir.

İkincisi, istikametin muhafazası tahakkuk ettiği içindir.

Evli, aile kurumu içinde yaşayan insanın bir düzeni vardır. Başıboş, nerde sabah orada akşam halleri yoktur. Sorumluluk yüklenir ve her daim kendine de bunu telkin eder.

Hayatın her türlü zorluğunu eşi ile beraber göğüsler. Yapılan araştırmalar tüm yönleriyle sağlıklı işleyen bir ailede babanın, annenin ve özellikle de çocukların hayatta daha başarılı olduklarını gösteriyor. Ne demiş atalarımız bir elin nesi var iki elin sesi var…

Üçüncüsü, istikbalin muhafazası tahakkuk ettiği içindir.

Her daim üzerinde durduğumuz bir hakikat olan aile bir nimet olduğu kadar aynı zamanda o nimetin kıymeti ölçüsünde külfetini de içinde barındırması hususu üzerinde derin tefekküre ihtiyaç hissettiren bir hakikattir. Dolayısıyla külfetine katlanabilip nimetin şükrünü eda edebilen istikbalini yani doğacak neslini teminat altına alacaktır.

Düşünün ki, Hz. İbrahim (sas) eğer Sare ve Hacer annemizin aralarında dirayetle duramasaydı kurduğu evlilikleri sürdüremeyecek ve haliyle arkasından gelen o güzel nesiller üzerinden peygamberlerin atası olamayacaktı.

Hasılı Aile’nin en büyük nimeti nesillerin yetiştirilmesidir. Külfetine katlanan o ölçüde de nimet'in hem bugün hem de yarın sahibi olacaktır.

Ailecek Sağlıcakla Kalın…

dralitamer@gmail.com

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor2251
  • 2Konyaspor2142
  • 3Fenerbahçe2236
  • 4Alanyaspor2235
  • 5Beşiktaş2235
  • 6Hatayspor2235
  • 7Başakşehir FK2134
  • 8Adana Demirspor2234
  • 9Kayserispor2231
  • 10Gaziantep FK2131
  • 11Sivasspor2230
  • 12Fatih Karagümrük2230
  • 13Galatasaray2227
  • 14Giresunspor2226
  • 15Kasımpaşa2224
  • 16Göztepe2224
  • 17Antalyaspor2223
  • 18Çaykur Rizespor2221
  • 19Altay2218
  • 20Yeni Malatyaspor2115
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA